BİLİM - BATI - AİLE ve BİZ

Modern zamanlar her şeyi atomize ederek vermeyi seviyor. Bilim ana başlığının altında alt başlıklar; onların da altında başka alt başlıklar… liste aşağıya doğru uzayıp gidiyor. Örnek mi? Uzağa gitmeye gerek yok. Tıp. Kadim zamanlarda hekim neredeyse her türlü hastalığa şifa dağıtmaya çalışır, üstüne eczacılık başta olmak üzere pekçok alanda da uğraşısı olurdu. Tıp ilmi, ilim olmaktan çıkıp da bilim olunca yani hekimler doktor olunca uzmanlık önemli hale geldi. Bilimin de gelişmesiyle alt birimler, bölümler oluştu oluşmaya devam ediyor.

Atomu parçalayan bilim, kendi alt birimlerini de parçalamayı seviyordu. Sadece tıpta değil hayatın her alanında ve anında bilim etkili olmalıydı. Hukuk, insan ilişkileri bundan beri tutulamazdı. Bu girişimlerden kimya laboratuvarı sonuçları kesinliğinde sonuçlar bekleniyordu. Öyle ya atomize olmuş ve alt dallarda uzmanlaşmıştık. Bu da onlardan biriydi sadece.

Batının “Bilim Dini” doğunun sosyal yaşantısına da uygulanmalıydı. Sonuç elbette beklenen gibi olacaktı, olmalıydı. Bilim yalan/yanlış söylemezdi. Fizik bilimi, insanlığın yakın geçmişinde birkaç kez yön değiştirmişti; ama olsun. Atom altı parçacıkların rastlantısal matematiğinden söz edilir olmuştu. Rastlantı ve matematik aynı cümle içinde yan yana okunur olmuştu ama olsun. Bilim yalan söylemez ve asla şaşırmazdı. Her şey atomize edilip derinlemesine incelenmeli ve bilim adına açıklamalar yapılmalıydı.

İnsan bedeni çalışan bir makine, bir sistemler bütünü ise bu sistemde aksayan parça çıkarılıp yenisi eklenebilirdi. Hatta 3D yazıcılarla yeni organlar bile üretilebilirdi.       

Sosyal ilişkilerde de bu yöntem uygulanabilirdi. Öyle ya bilimin olmadığı an ve mekân olmamalıydı. İşe aileden başladık. Aileyi geniş aileden çekirdek aileye dönüştürdük. Atomu keşfetmiştik artık parçalayabilirdik.

Özü gür olmak varken tam tanımının ve sınırlarının ne olduğu belirsiz batı kaynaklı özgür kelimesinin arkasına takıldık. Artık biz büyüklerimizden, çocuklarımız ise bizden özgürlük adına kopup gidiyorduk. Parçalanma bir kez başlamışsa durdurmak mümkün olmuyordu her nedense. Parçalanma derinleştikçe aile üyeleri birbirinden maddi/manevi uzaklaşıyor, aile fertleri ayrı bireyler oluyor ve birey oldukları için övünüyorlardı. “Ağaç yaprağıyla gürler.” diyen atalara inat; yaprak, ormana kafa tutuyordu. Değil mi ki artık özgürleşmiş ve kendi ayaklarının üzerinde durur olmuştu.    

Parçalanma derinleştikçe ailenin fertler üzerinde denetim ve düzeltme gücü de azalıyordu. “Ayıptır” sözü artık pek duyulmaz olmuştu. Hem “mahalle baskısı” da ne kötü bir şeydi! Özgürlüğün (!) karşısında duran ne varsa kötülenmeli, özgürlüğün (!) yanında ne varsa yüceltilmeliydi.

Aile özgürleşmenin önündeki en büyük engellerden biriydi. Hem aile varsa birey kendini gerçekleştiremiyordu. Modern zamanlardaydık; aile denen eski zaman kurumunu ele almak ya kaldırmak ya da yeniden dizayn etmek gerekiyordu.

Evlilik yaşı mümkün olduğunca ötelenmeli, öncelik kariyere verilmeliydi. Kariyer yapıldıktan sonra ev ve araba olmalıydı. Evin içi dayanıp döşenmeli, hiçbir şey eksik kalmamalıydı. Bu kadar yorgunluğun ve geçen yılların acısını çıkarmak için eğlenmeli, evlenilse bile “çocuk yapmakta” acele edilmemeliydi. Çocuk hem eğlence yapmaya ayak bağı olur hem de boşanmayı zorlaştırırdı çünkü. Olacaksa da bir çocuk nereye yetmiyordu. Daha da olmazsa çocuk yerine bir “köpek sahiplenilir”di.

Aşı tutmuştur. Artık bir üst levele geçiş yapılabilir. Modern zamanlarda evliliğin hiç gereği yoktur aslında. İnsanlar(!) ihtiyaçlarını özgürce istedikleri tarzda giderebilmelilerdir. Evlilik için toplumun dayattığı karşı cinsten biri olması şartı da aslında özgürlüğün önüne konmuş taşlardan biridir. Bu anlayış da yok edilmelidir. Birey istediği ile cinsiyet fark etmeksizin birliktelik kurabilir. İsterse hayvanlarla, hatta bilgisayar programlarıyla bile mahalle baskısına maruz kalmadan evlenebilmelidir. Ve evlendiler.

Güzelim mahallemizi tarumar eden anlayış, ailemizi de tarumar etmekte. Bu aşamada fert olarak üzerimize düşenler var elbet. Ebeveyn olarak, arkadaş - dost olarak, öğretmen – usta olarak yapacaklarımız var. Sivil toplumun bu konuda elini taşın altına sokması gerek. Sadece yardım faaliyetlerine yoğunlaşıp eğitim ve irşat faaliyetleri geri planda kaldığında ne yazık ki orta ve uzun vadede gençliğimiz ciddi darbe alacak. Ama işin büyüğü vatandaşlarını korumak ve kollamak olan devlete düşüyor. Yaklaşan tehlike gerçekten büyük. Dışarıdan gelen silahlı saldırılarda yekvücut olarak tepki veririz; ama tehlike içerden geliyor. Zihin ve kültür kodlarıyla oynanmış bir kesim gençliğimiz üzerinde ciddi planlar yapıyor. Özellikle kadın meselesi üzerinden aile kurumu baltalanmaya çalışılıyor. “Yaklaşıyor, yaklaşmakta olan; yaklaşıyor, yaklaşmakta olan.”

Devam edeceğiz.   

YORUM EKLE
YORUMLAR
Kadim 1
Kadim 1 - 1 ay Önce

Kendine iyi bak, beni düşünme
Su akar yatağını bulur…

global dunya, bilim ve iletisimin bu kadar hızlı olduğu zamanda bazı düsünce ve davranıslarin onune bent olunamaz.
Olunur diyebilecek bir yigit var mı?
hemen cevap vereyim o çıkacak/çıkabilecek yiğidimize Kendine (iyi)bak, etki alanına bir bak (varsa)

mesut..
mesut.. - 1 ay Önce

not alınması gereken.. güzel tespitler..

Ibrahim yaldiz
Ibrahim yaldiz - 1 ay Önce

Devamıni bekliyoruz hocam.

banner3

banner2