YAŞAYABİLMEK

                                                                                     Yaşasam mı ölsem mi

                                                                                Karar vermek zor.

                                                                                              Ahmet Kaya

Yaşamaktan ziyade ölüme yakın hayatlar sürüyoruz. Aldığımız nefesler hayata değil ölüme yakın. Ölümü ne de çok seviyoruz.

Ölü sevici bir toplum olduğumuzu söylerdi kadim dostum Adil. Bir de bunun gâvurcası varmış onu da söylerdi de geçmiş zaman hatırlamıyorum. Google’a sorup öğrenebilirim; ama onu da yapmıyorum. Bugün değilse de birkaç güne kadar hafızam o kelimeyi getirecek biliyorum. Acele etmeye gerek yok. Teneşire su mu taşıyoruz?

Bu yakınlarda bir başka dostum Erdem, güzel bir yazı yayımladı intihar üzerine. Okumanızı tavsiye ederim. Yazıyı okumak için tıklayınız. Ölüm güzellemeleri, intiharlar, kadın cinayetleri, cinnet seansları öyle çok tıklanıyor ki internet gazeteleri, bu üçüncü sayfa haberlerini artık manşetten verir oldu. Haliyle bu tür haberler daha görünür hale geldi.

Göz aydınlıktan karanlığa ya da karanlıktan aydınlığa çıktığında şaşırır ve bir müddet kendine gelemez. Ama ortama alışması uzun sürmez. Bize sürekli ölümleri gösteriyorlar. Ölümleri göre göre ölümlere, intiharlara, cinayetlere alıştık. O kadar ki bir babanın eşini ve çocuklarını öldürüp intihar etmesini birkaç esef bildiren ifadeyle geçiştirir olduk. Öyle ya adamın borcu varmış, o yüzden çocuklarını öldürmüş. Eğer işin içinde cinnet varsa cinayet mazur görülebilir, noktasına geldik; ne yazık ki.

Belki de bu mazur görülmeden dolayı bu haberlerde cani-cinayet kelimeleri ön plana alınmaz da intihar ve intiharın arkasındaki arabesk hikâye gösterilir. Böyle bir hikâyen varsa eşini ve çocuklarını öldürebilirsin imajı verilir. Korkma; bu işe cinayet, sana da cani denmeyecek. Sonucunda ne mi olur? Ölü ve ölüm sevicilik artarak devam eder.    

Ölüm, sadece vatan-din-namus için yapılan savaşlarda kutsanır, kutsanması da gerekir. Kaldı ki artık orada ölü yoktur, şehit vardır. Fakat burada bile kişi kendini ateşin üstüne tedbirsiz ve dikkatsiz bir şekilde atmayacaktır. Hayır, çünkü sen yoksan düşman karşısında bir eksiğizdir. Ölümün ancak son kertede gündeme gelmesi gerekir.

Namus demişken; burada “namus temizleyiciler”den de bahsetmek lazım. Belki de sadece bir dedikodu yüzünden kuzenini, kardeşini hatta annesini öldürenlerden bahsediyorum. Hapse girerken kabadayı edasıyla “Namusumu temizledim.” diyenlerden. Onların karşılarına çıkıp “Sen namus temizlemedin kanla koca dünyayı kirlettin.” demek gerek. Bu adamlara insan öldürme hakkını/görevini(?!) kim veriyor? Her kim vermişse ne büyük bir cürüm işlemiş. Cinayet ve kan nasıl oluyor da “temiz”leme kelimesiyle karşılanıyor.

Ya din? Allahuekber diyerek birbirini boğazlayanlara ne demeli? Ya da tek suçu başka mezhepten veya cemaatten olmak olan insanların camilerini, pazar yerlerini bombalayanlara. Aklıevvelllerin verdiği fetvalarla akılsızca yapılan cinayetlere de Allah adı karıştırılıyor ya işte budur diyorum Allah’ın gazabını çekecek günah. Ölmek ve öldürmek için ne çok sebep türetmişiz.

Bir de aşk meselesi var. Sanatın, hele de edebiyatın esin kaynağı. İnsanın ruhunu incelten, naifleştiren, kibarlaştıran aşk. Kan hırsı hemen oracıkta da çıkıveriyor. “Ya benimsin ya kara toprağın.” Bu nasıl bir bencillik ve hırs böyle? Senin sevdiğinin seni sevme zorunluluğu da nereden çıkıyor? Sevmek ne zamandır cebir ve tehditle yapılır oldu?  Azim insanı yükseltir derler; ama hırs, insanın esfeli safilinidir.  

En trajikomiği de “Bana bir şey olmazcılar.” Trafikte kemer takmayan, inşaatta güvenlik tedbiri almayan, alkol - sigara kullanan, bohem hayatı dibine kadar yaşayanlar, vs, vs, vs. Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu kayıp giden canlar. Trafik kazalarında kaybettiğimiz canlar, terörde kaybettiklerimizden fazla. Sebep, dikkatsizlik ve bana bir şey olmazcılık. Kişi kendi ölürken nice masumu da beraberinde alıp götürüyor. Hatta çoğu kez sürücüye bir şey olmuyor da sırf o an orada bulunan, oradan geçen, hiçbir şeyden haberi olmayan insanlara oluyor. Ve biz bu yaşananlara cinayet demiyoruz.

Batıyla aramızdaki fark burada sanki. Batı, daha fazla nasıl yaşarız ve bu uzun yaşamda daha fazla nasıl rahat ederiz endişesini taşıyor. Bugün kullandığımız küçük el/ev eşyalarından tutun da bindiğimiz araçlara ve daha nice icatlara varıncaya kadar hemen her şey Batı kaynaklı. Batının felsefesi de insan merkezli. Birileri “Daha kolay nasıl yaşarım”ı kovalarken bizler daha kolay nasıl ölürüz/öldürürüz peşindeyiz.

Artık hem jandarma, hem savcı, hem hâkim, hem cellat olmaktan vaz geçme vaktidir. Bazılarımızın günahı bazılarımızdan çok evet, ama hiç birimiz masum değiliz. Ey eli tetikte, köşe başında; eşini, ortağını, hasmını bekleyen kişi, sen de masum değilsin. Hâkim değilsin, Azrail değilsin, Tanrı değilsin. Elini, dilini tut; ayağını denk al.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Adanali
Adanali - 2 hafta Önce

Sayın hocam kaleminize sağlık. Şiddet sarmalından kurtulmak için refah seviyesinin yükselmesi gerektiğini düşünüyorum. O da ülkemizin kalkınması ile olacaktır. Üretimle, üretmekte inşAllah

Adanali
Adanali @Adanali - 2 hafta Önce

Sayın Ali hocam. Örnek verebilir misiniz

ALİ
ALİ @Adanali - 2 hafta Önce

Refah seviyesi bizden daha az olan fakat şiddet sarmalına girmeyen ulkeleri veya tam tersi refah seviyesi yuksek olan da bu tarz davranis ve cinayetler olmuyor mu, olmaz mı.

secime girecek muhalefet vaadi gibi geldi bana

Erdem Koca
Erdem Koca - 2 hafta Önce

Herkesin her şey olduğunu ama hiçbir şey olamadığı zamanları yaşıyoruz. Bir insan öldüğü/öldürüldüğü zaman içimizde bir sızı oluşmuyor. Kavramlar ve davranışlarımız değişiyor. Yaşanan birçok olayı film izler gibi izliyoruz. Dokunduğunuz birçok şey elimizden alındı. e-mail, e-imza, e-ticaret … Sırada belki de e-yaşamak vardır. Ölümü dokunamamak ve ruhun ayrılması olarak düşünürsek, dediğiniz gibi, Yaşamaktan ziyade ölüme yakın hayatlar sürüyoruz.

ALİ
ALİ - 2 hafta Önce

@adanali selamlar

Emniyet Genel Müdürlüğü, Türkiye genelindeki "suç" ve "suçlu" profilini çıkardı. Gözaltına alınan 26 bin 151 kişi arasında anket yöntemiye yapılan araştırmaya göre, suç işleyenlerin yüzde 39.2'si gelir düzeyi yüksek, yüzde 39.3'ü gelir düzeyi düşük gruba giriyor. Zenginler ekonomik fakirler sosyal suçları daha fazla işliyor. Erkekler, kadınlara oranla 15 kat daha fazla suç işlerken, soğukkanlı kişiler suça daha yatkın görünüyor.
Böyle bir rapor yayınlanmış mesela. Refah seviyesi etkili olabilir ama belirleyici olamaz diye düşünüyorum.
Yazıya dönersek ;
1-Babanın eşini ve çocuklarını öldürüp intihar etmesi. (Yazıda borcu var o yüzden çocuklarını öldürmesi ile bir bağ kurulmuş. Fakir kıt kanaat geçinmeye bağışıklık kazandığı için muhtemeldir ki bu katliamı gerçekleştiren İşletmesini kaybetmiş biri olma olasılığı daha yüksek. Yani refah seviyesi düşen biri )
2- Aşk meselesi ile kurulan bağlantıda da zengin / fakir olabilir ( refah seviyesi etkili değil )
3- Yazıdaki Trafik kısmına gelince; refah seviyesi yüksek olanın doğal olarak arabasının hızı, konforu ve sac kalınlığı daha iyi olacağı için bana bişey olmaz mantığına daha yakındır. Gibi gibi diye düşünüyorum.
Linki verilen yazının başlığı gibi insan vazgeçmeye bir başlar ise, her şeyden ve herkesten vazgeçmeye kadar ilerler.
** Yazara not: Vatan-din-namus için olabileceği yazıyor. Yazar arkadaşıma katılmıyorum. Bu ulvi duygular için bile insan öldürmek, haklı bir gerekçe olmamalı ve olamaz.

Kinoa tohumu
Kinoa tohumu @ALİ - 2 hafta Önce

Ne oluyorsa garibanlıktan oluyor. İşsizlikten intiharlar oluyor. Aile içi şiddet işsizlikten. Maddi durumu iyi olmayan insanlar suça daha yatkın oluyor.

Ökkeş tüylü
Ökkeş tüylü - 2 hafta Önce

İşin aslı ölümü öldürmek gerekir. Yaşamak için ölümsüz olmak ölümsüz olmak için Allaha canı feda etmeli. Ölüm kelimesi iptal olmalı. Hatta öldü dediklerinde daha yüce bir hayata başlamalı. Bütün ölümlerin bitmesi için ölümün ölmesi için ölmemeli insan.

Yusuf Eren
Yusuf Eren @Ökkeş tüylü - 2 hafta Önce

yada ölmeli ve küllerinden yeniden diğmalı

Abdulkadir
Abdulkadir - 2 hafta Önce

Ölüm haktır ama bir felaketle ölmekten hep korkmuşumdur. Bu devirde yatağında ölmek en hayırlısı heralde.


banner3

banner2